TSRS Nedir?

4–6 dakika
,

TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları), şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili risk, fırsat ve performans bilgilerini daha tutarlı, karşılaştırılabilir ve finansal raporlamayla uyumlu bir şekilde açıklamasını hedefleyen standart setidir. TSRS yaklaşımında sürdürülebilirlik, yalnızca “yan bir rapor” değil; strateji, risk yönetimi ve performans yönetimiyle birlikte ele alınması gereken kurumsal bir raporlama alanıdır.

Küresel tarafta benzer amaçla geliştirilen standartlar ISSB’nin IFRS Sustainability Disclosure Standards setidir. Bu çerçevede, IFRS S2 iklimle ilgili açıklamalara odaklanan küresel karşılık olarak düşünülebilir. Yani pratikte Türkiye’de TSRS diliyle konuşurken, küresel yatırımcı dünyasının referans noktalarından biri de IFRS S2’dir.

TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları), şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili risk ve fırsatlarını; yönetişim, strateji, risk yönetimi ile metrik ve hedefler üzerinden açıklamasını amaçlayan bir standart setidir. TSRS, sürdürülebilirlik bilgisini finansal raporlama mantığıyla uyumlu hale getirir. Küresel iklim karşılığı olarak IFRS S2 referans alınır.

TSRS’nin temel amacı, şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili konuları “genel anlatı” düzeyinde bırakmadan; karar alma süreçlerine bağlanan, izlenebilir ve karşılaştırılabilir bir raporlama kurgusu kurmasıdır.

Bu yaklaşım, sürdürülebilirliği yalnızca iletişim konusu olmaktan çıkarır. Çünkü sürdürülebilirlik riskleri ve fırsatları çoğu zaman şu alanlara doğrudan bağlanır:

  • sermayeye erişim ve finansman koşulları,
  • yatırım planları (CAPEX) ve dönüşüm maliyetleri,
  • operasyonel süreklilik ve tedarik riski,
  • ürün kârlılığı ve rekabet gücü.

Özetle TSRS, sürdürülebilirliği “raporlama ekinden” çıkarıp kurumsal risk yönetimi ve performans yönetiminin bir parçası haline getirmeyi hedefler.

Türkiye karşılığı TSRS olan IFRS 2 ve CSRD birlikte anıldığında kafa karışıklığı normaldir. Çünkü ikisi de sürdürülebilirlik verisi ister; ama yaklaşım ve kapsam farklılaşır.

CSRD, daha geniş bir paydaş perspektifiyle “etki” tarafını güçlü biçimde ele alır. IFRS S2 ise sürdürülebilirlik bilgisini daha çok kurumsal raporlama disiplinine yaklaştırır; risk, strateji ve performans bağını netleştirmeyi hedefler.

Bu iki yaklaşımı birlikte okumak özellikle AB tedarik zinciri baskısı yaşayan şirketlerde fark yaratır.

TSRS’nin raporlama mantığı, sürdürülebilirlik konularını dört ana başlık altında toplar. Bu çerçeve aynı zamanda içerik üretimini “dağılmadan” yönetmek için iyi bir kontrol listesi sunar.

Şirketin sürdürülebilirlik ve iklim konularını yönetim kurulu ve üst yönetim seviyesinde nasıl ele aldığı açıklanır. Burada kritik olan, yalnızca görev tanımı değil; karar alma ve izleme mekanizmasının nasıl işlediğidir.

Sürdürülebilirlik ve iklim riskleri iş modelini nasıl etkiliyor? Şirketin kısa–orta–uzun vadede hangi risk ve fırsatlarla karşılaştığı, stratejik yanıtın ne olduğu anlatılır.

Bu riskler nasıl tanımlanıyor, öncelikleniyor ve mevcut risk yönetimi yapısına nasıl entegre ediliyor? TSRS, sürdürülebilirlik risklerinin “ayrı bir çalışma” olarak kalmasından çok, kurumsal risk yönetimiyle aynı dili konuşmasını ister.

Performansın ölçülebilir hale geldiği yer burasıdır. Hedefler, göstergeler, ilerleme takibi ve özellikle iklim tarafında emisyon metrikleri bu bölümde konumlanır.

TSRS iklim odağında ilerlediği için GHG Protokolü baz alınır. Bu nedenle, Kapsam 1, Kapsam 2 ve (uygun olduğunda) Kapsam 3 emisyonları raporlamanın merkezine oturur. Pratikte kapsam 3, birçok sektörde “asıl etki” ve “asıl maliyet”in çıktığı yer olduğu için hızla kritik hale gelir.

Kapsam 3’ün önemli hale geldiği tipik alanlar:

  • tedarik zinciri kaynaklı maliyet oynaklığı,
  • düşük karbonlu girdilere geçiş maliyetleri,
  • müşteri beklentileri ve pazar kayması,
  • sözleşme ve tedarik sürekliliği riskleri.

Bu nedenle TSRS’de emisyon verisi yalnızca bir “çevresel metrik” değil; şirketin geçiş risklerini okuması ve yönetmesi için bir veri katmanıdır.

TSRS raporlamasında en sık zorlanan alanlardan biri, özellikle kapsam 3 tarafında “hangi yöntemle hesapladık ve bu yöntem ne kadar güvenilir?” sorusudur.

Kısa bir çerçeve:

  • Harcama bazlı (spend-based) yöntem hızlı başlangıç sağlar; ancak fiyat dalgalanmaları ve faaliyet değişimini yakalama konusunda sınırlı kalabilir.
  • Aktivite bazlı (activity-based) yöntem daha temsil gücü yüksek sonuçlar verir; veri ihtiyacı daha fazladır.
  • Hibrit yaklaşım, kritik kategorilerde aktivite bazlı derinleşip diğerlerinde geçici olarak harcama bazlı ilerleyerek iyi bir denge kurar.

TSRS perspektifinde hedef çoğu zaman “ilk yıl mükemmel hesap” değil; şeffaf, izlenebilir ve iyileştirme planı olan bir metodoloji kurmaktır.

TSRS’nin gündeme gelmesi yalnızca “raporlama” ile ilgili değil. Şirketler için somut bir ihtiyaç seti oluşuyor:

  • finansmana erişimde sürdürülebilirlik beklentileri,
  • bankaların kredi değerlendirmelerinde iklim risklerini daha görünür ele alması,
  • AB ve küresel müşterilerin tedarik zinciri verisi talebi,
  • yatırımcıların karşılaştırılabilir sürdürülebilirlik verisi beklentisi.

Bu nedenle birçok şirkette asıl soru “rapor yazalım mı?” değil; “TSRS yaklaşımına uygun şekilde veriyi ve süreçleri nasıl kurarız?” oluyor.

TSRS uyumu, en iyi sonuç veren haliyle bir “tek seferlik rapor” işi değildir. Süreç, veri ve yönetişim kurulumudur. Uygulamada en hızlı değer üreten adımlar şunlardır:

Önce finans ve sürdürülebilirlik ekiplerini aynı masaya oturtmak gerekir. Çünkü metrikler sürdürülebilirlik tarafında üretilirken, etkilerin anlatımı çoğu zaman finansın diline ihtiyaç duyar.

İkinci adım, riskleri iş modeline bağlamaktır. İklim tarafında karbon fiyatı senaryoları, geçiş yatırımları (CAPEX), operasyonel maliyetler (OPEX), varlık değer düşüklüğü riski ve sigorta maliyetleri gibi kalemler “hangi birimde, hangi kalemi etkiliyor?” sorusuyla netleştirilmelidir.

Üçüncü adım veri kalitesidir. Özellikle kapsam 3 tarafında yöntem, emisyon faktörü, veri kaynağı ve belirsizlik yönetimi raporun güvenilirliğini belirler.

CBAM gibi mekanizmalar, şirketler için yalnızca “uyum gerekliliği” olarak kalmaz. Doğru okunduğunda, doğrudan maliyet ve rekabet gücü etkisi yaratır.

CBAM maliyetleri ürün marjını düşürüyor, fiyatlama gücünü zorluyor veya pazara erişimde risk yaratıyorsa, bu etki TSRS raporlamasında da “önemli” hale gelir. Bu nedenle CBAM, iklim riskinin finansal etkisini anlatırken sıkça kullanılan gerçek bir örnek alanıdır.

TSRS ile sürdürülebilirlik verisi soyut bir anlatı olmaktan çıkar; yönetişim, strateji, risk yönetimi ve performans metrikleriyle birlikte ele alınır. İklim tarafında TSRS, şirketlerin emisyon verisini ve geçiş risklerini daha disiplinli şekilde raporlamasını sağlar. Küresel düzlemde ise IFRS S2, aynı yaklaşımın iklim odağındaki referans noktalarından biridir.


TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları), şirketlerin sürdürülebilirlik ve iklimle ilgili risk/fırsat ve performans bilgilerini tutarlı ve karşılaştırılabilir şekilde açıklamasını hedefleyen standart setidir.

IFRS S2, küreselde iklimle ilgili açıklamaları standartlaştıran ISSB standardıdır. TSRS, iklim açıklamalarını Türkiye’de raporlama diliyle ele alan karşılık çerçevesi olarak konumlanır.

Öncelik büyük şirketlerde olsa da, tedarik zinciri ve finansman ilişkileri üzerinden etki alanı genişler.

Kapsam 3 çoğu sektörde finansal açıdan önemli hale gelir. Bu nedenle özellikle tedarik zinciri yoğun sektörlerde kapsam 3 çalışması pratikte kaçınılmazdır.